25 Eylül 2010 Cumartesi

Kan ve Doktor - Yasal Ölüm


Ameliyathanedeki ruhum için, kan vermeyi beklerken...
koridora çökmüş halde...amniyon sıvısı içinde yüzen bir bebek gibi .. ağır hastane havasını zorla doldurup boşaltıyorum ciğerlerime...

Doktor beliriyor kapıda aniden. O anda, yere düşmüş büyük, kalın bir düğme görüyorum... birden ayağa kalkınca, başım dönüyor. Derin zihinsel buğulu bir girdaba dalıyorum adeta. Bu kadar abartılı bir düğmenin hastanede ne işi olabilir diye düşünürken... alt katın üst kata bu düğmeyle tutturulduğunu hayalediyorum...

işte geldi zamanı ...aylardır ...yıllardır geçen bu garip hal, çok şükür birazdan biti verecek...
***

İçeri girip ..sedyeye yatıyorum... ...köşedeki bir sephada kan verenlere ikram edilen kekler ... bugün hiç birini yiyemeceğim... biraz ötede, cam da, bir sinek dışarı uçma sevdasıyla vızıldıyor... eminim, aynı sinek soğukdan buraya sığınmıştı... peki neydi? şimdi tekrar buralardan kurtulma çabası... tam bunu anlamaya çalışırken ... iğnenin sızısını duyuyorum....

göz göze geliyoruz...
güzel gözlüklü... güzel doktor... son gördüğüm gözler senin...
giderken diyi versem sana bütün gizlerimi, ne olur?
..
..

ama olmaz ....
basketboldaki 'timing' hatasının benzeri olurdu bu... ya da, 'bad timing'
***

kan vermenin yasallığındaki ünite ünite ölüm bu...
''çok değil doktor ...biraz geç kalsanız ...kafi...'' diyorum.
doktor beni kırmıyor...
kapıyı kapatıp gidiyor...

zaman aleyhime geçiyor...
700 gramdan sonra, önce midem bulanıyor, başım dönüyor.... sonrası biraz karanlık....
daha sonrası yok...

her lezzetin sonu bu.....
..
..
ahh doktor...

13 Eylül 2010 Pazartesi

TÜRKLER UÇUYOOO





bir anne anısı...

sevinçten yerimizde duramıyorduk... annem maç boyunca ki gürültüde uyumayı başarsada.... çığlıklarımıza dayanamadı ve uyandı...
maçı kazanmıştık...
televizyondan final maçının ABD ile Türkiye'nin oynayacağını duydu ve tedirgin olur.

yaşanan dialog şöyledir...

annem : nerde oynanacak maç?
istak : istanbulda annneee... istanbuldaaaa...
annem : ne zaman?
istak : yarın akşammm... vaoouuvvv... ufff
(oğul yerinde duramamaktadır)
annem : ee amerikalılar nasıl yetişecek ya maça, ordanağrı...
istak : ??!!!!!??!!
:annee bi dur! allaasenn...
....
...
..
:))... :))

11 Eylül 2010 Cumartesi

ramazan bayramının ikinci günü ...

bloglarını bir dizi formatında yazan insanlar biliyorum... önceden olsa çok çok takip ederdim. oysa artık çok sevdiğim kişilerin bile blog takibini yapmıyorum. hayatta herşeye yetişmek gibi bir telaşı olmamı belki insanların. özellikle bir şeye yoğunlaşan insanların başka şeyleri ıskaladığını ve ya daha az becere bildiğini düşünürüm hep.
hergün sevgiliyle saatlerce konuşmak örneğin. zor ve gereksizdir bi yerde. gerçi zor olması gerekmez ama yinede yanlış bir şeyler varmış gibi gelir. bu teoremi destekleyen veriler sunmak istemiyorum. saat gecenin 2 si... mecalim yok...
***

kız kardeşim geldi istanbuldan... :) süpriz yaptılar bize... saatlerce yoldan, istanbul'dan geldiler. burda yaklaşık 30 saat kaldılar ve bi kaç saat sonra çıkacaklar yola...
onlarla beraber herkes geldi memlekete... memlekette olmanın iyi yanı, senin sabit durup başkalarının buraya gelmesi sanırım. tüm kuzenler burda... hotelden yeni geldim eve... langırt oynadık deyzeoğulları ile... bir gömlek, bir de galatasaray forması kazandım :)... alacaklarını sanmıyorum ama olsun... kazanmak güzel.
eve gelince gördüm ki annem uyumamış... anneleri anlamak zor... zamansız uyurlar. bazen yemek yemezler, hasta olunması gereken herşeyi yapıp nezle bile olmadan ortaya çıkarlar... robocup gibi bişeye dönerler...
gece gece başka şeylerde yaptım...
hep aklımda olan şeyleri ...

bir bloga mesaj yazdım, hatır sordum... cevap beklemeden, iyi dileklerde bulundum...
bir arkadaşa mail attım, bir yanlış anlamayı ber taraf etmek için sanırım...
bi başkasına mesaj attım...
hepsi ayrı ruh hallerinin ürünüydü. kendimi yorgun hissediyorum.

haa... yarın langırt turnuvası var otelde... deyzeoğlu takım olarak bulunalım diyor... kazanana otelin SPA bölümünde masaj hediye edilecekmiş...:) bakalım..
her neyse...
bugün bayramın ikinci günü....
herkese iyi bayramlar...

8 Eylül 2010 Çarşamba

şikayet...

bir su kanalı geçer bizim beldenin içinden.

aylar önce vatandaşın birisi bu kanalın beton su kanalına dönüştürülmesi için dilekçe verdi. bu dilekçeye cevaben bunun, 'belediyenin işi olmadığını, hatta böyle bir iş yapılmasının gerekli olmadığı' yönünde basit bir dilekçe ile tabiri caizse savuşturduk.
(burda savuşturduk kelimesi yanlış, biliyorum ama... adamın talebi çok alakasızdı)

bu yetmedi abimize. önce Niğde DSİ il müdürlüğüne şikayet etti. ordan geldiler konuştuk ve talebin gereksizliği konusunda anlaşıp yeniden cevap yazdık.

bununla da yetinmedi 'bimer' denilen başbakanlık şikayet hattına başvuruda bulundu. ki bu başvuru tüm devletin başımıza toplanmasına yetti. kaymakamlık üzerinden talebine yine olumsuz cevap yazdık. bu cevap çok daha yumuşaktı tabi ki.

veee abimiz yine yetinmedi. şu anda elimde belki yüz elli tane imzalı talep var. üşenmeden bir dolu imza toplamış. sürecin sonunu bende merak eder haldeyim.

burda çok iyi bir yön var. vatandaşın belediyeyi hakkaten denetliyor olması. yani adamın bana/belediyeye sıkıntı verdiği açık, ama olsun :) onun sayesinde de bir sürü şeyi bende bi yandan öğreniyorum.

tüm bu yaşananlar gerçeği değiştirmiyor. ne belediyenin adamı ne de parası var böyle bir işi yapmaya...

hadi hayırlısı bakalım...