ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2010 Salı

okul yaklaşırken....


nikon fotoğraf makinem bozuldu...
4 GB lık flash ım gün itibariyle tamamen çöp olmuş durumda, sanırım yandı...
***

şu yukardaki şeyi yazmasamda olurdu, ama ne bilim tarihe not düşeyim istedim... belki yarın birgün bu anıyı referans alan bişeyler olabilir diye düşündüm...
her neyse...
bir perşembe günü daha geliyor. bu, bir okul günü daha geliyor demek olduğu gibi, hala bir rölöve projesi evi bulamadığım anlamı da geliyor. öğrencilikte tek bir esastan bahsederim..
dönem nasıl başlarsa öyle gider....
şimdi..
herkes için bu geçerli olmaya bilir tabi ki.... ama özellikle proje derslerinin devamlılık arz ettiği mimarlık vb bölümlerde, hatta ve hatta bunun gibi devamlı olan her derste geçerlidir bu dediğim... dönem başlar ve öyle devam eder.
malesef tecrübe konuşuyor...
başlamadan dersten kalmam an meselesi. ... onun dışındaki iki tane tırt diye tabir edilen ders var ki, bi şekilde geçeceğimi umut ediyorum. bu sırada kayseride hastanenin önünde indiren otobüslerden mimarlık fakültesine yürümekte çok iğrenç, demeden geçmiyeyim dedim...

ha bi de kayseri'de, hava açık ise her yerde uçak vb uçan cisimler görmek mecburi gibi bişey... giderseniz dikkat edin göreceksiniz....
***

haa, geçen haftaya ilişkin bir ankara notu iliştireyim...
ankara'nın tam bir memur kenti olduğu gözümde oturmuş durumda. şöyleki...
sabah simitçilerin önünden geçerken, 3 tanesi 1 lira olan simit... öğle vakti 4 tanesi 1 lira... öğleden sonra 5 tanesi 1 lira olarak devam ediyor. ben en son 7 tanesi 1 lira olana kadar gördüm. saat bu sırada19.00 u gösteriyordu. sonra şehirden ayrıldım. ilgniç bir gözlem gibime geldi paylaşım dedim...
bak unutuyordum... dahada satılmaz ise açma ve ya simitler cuma namazında cami önünde hayrına dağıtıyor abilerimiz.

gördüğüm o ki ankaralım simitle besleniyor :) ve tabi ordan oraya koşuşturan bende nasibimi alıyorum...
...
..
.
neysem.... şimdi ders çalışmalı....

26 Şubat 2010 Cuma

Pisi pisikopatım....


Fark ettim ki blog ile alakam iyice yüzeyselleşmiş durumda.
***
Kayseriye geçtim bu gün... üç tane ders var ama gel gör sadece birisi işlendi. hani yüksek lisansta çok fazla ders görmekte istemez insan ama, iki haftadır hala tanışmadığım hocam var. Hocalar durmadan ilgi ve alakamızı yüksek tutmamız konusunda diretselerde, tek taraflı nere kadar yani.... göreceğiz...
***
Ankara ya demin indim... sabah İller Bankasına gideceğim.
şöyle ki...
Eğer küçük bir belediyede çalışıyorsanız , ki resmi olarak hala işe başlatamadılar :), durmadan devletin kurumlarına ziyaretlerle memleketiniz için bişeyler elde etmeye çalışmanız gerekiyor. bu durumda rahatsız bir şey var. 'yerel yönetimin' o kadar 'yerel' olmadığını görüyorsunuz. yani herşey Ankara dan halledilecekse belediyenin ne işi var, gibi bişey geliyor aklınıza.
alt yapı için, hali hazır haritalar için, yol yapımı için, su hatlarının yenilenmesi için vs vs...
anla yani arkadaş, paranızın yetmesinin mümkün olmayan her türlü şey için durmadan birilerine dert yanmanız gerekmete.. şu an için sistem öyle görünüyor.
***
onun dışında memleket beni fazlası ile yormaya devam ediyor.,

eğer işinizi ve memleketinizi aynı anda değiştirirseniz. işiniz ve memleketinzi yanı sıra, yakın arkadaşlarınız, alışkanlıklarınız, çalışma odanız, en basit erişe bileceğiniz bilgi ve teknolojiniz anla yın ki herşeyiniz değişiyor. bu iğrenç bişey...

***
bi de gönül işleri var... tam bir tırt!!!... herkes işi gücü bitirmiş askerliğini yapmış ve mesleği olan birine eş arama yoluna girmiş durumda...
***

blog.. sana yazmıyorum ya, inan bunun bile bi sebebi var... hiç bişeyi toparlıyamıyorum ki sana bişeyler aktarayım...

haaa... bi de kümesteki tavuklarım var... hepsi sıra ile hastalanıp ölüyorlar. anlayacağın onlar için de hayat anormal durumda.
iyi bir haber olarak iki tane ördek yavrusu aldım ... bir şeybu kadar mı sevimli olur arkadaş... bir hayvan bu kadar mı paytak paytak yürür :)... bi sevimli bi sevimliler anlatamam... biraz dha büyüsünler bir tane havuzcuk yaparım gibime geliyor...
bazen odamda dolanıyorlar. resimlerini bi gün koyarım belki...

hadi bu yazıda böylece bitsin... ve son söz
hayırlı kandiller..

12 Şubat 2010 Cuma

Ankara'da bir gün....


-çok uzak olmayan bir yoldan, radara yakalanmamak için 90 ile 100 arası bir ortalama tercih edilir. kayseri üzerinden olması ise yeni başlangıçların devamı anlamını taşır...
-ankara'ya gelinir..
-ostime işiniz düşer... uzaktır... aslında içindedir, ama bilmemezlik gelir bulur sizi ve emek ile ostim arasını doğru gitmenize karşın, tedirginsinizdir. google map e yine de şükredersiniz.
- ertesi sabah için program yapılır... internetten telefonlar ve haritalar incelenir. ilk durak emek'e yakın olan iç işleri bakanlığıdır. kuzeninizin ev arkadaşı, iç işleri ile dış işlerini karıştırır ve sabah değerli olan bir saatinizi boşa harcarsınız.... ve iç işleri yapılan sabah yoklamasında kızılayda olduğu ortaya çıkar :)

- istanbul değildir ankara.... istanbul doğu batı yönünde tem ve e-5 kavramları ile ilerlerken, ankara bulvarlar ve kavşaklar şehridir. bir yere gitmenin envai çeşit yolunu bulabilrsiniz. EGO kartı vardır ve çok yerde satılır....
- gidilen kurumların hepsi, 'gri bir resmiyet' havası barındırmasada siz öyle sanırsınız.. çay ısmarlanırken bile, her hangi bir kanunun her hangi bir bendine gönderme yapılacak zannedersiniz... her yerde imzaya hazır sümenler vardır.
- iller bankasıdır sonra ki durak, önce Opera'ya ... ordan Dışkapı'ya gidersiniz... belediyeniz için dosyalar arar... dosyalar sorarsınız ve şanslısınızdır ki, iyi insanlara rastlarsınız... resmiyet yanlızca dildedir bazen... gerisi hoş sohbet....

-Cuma'ya gidilir...

-iller bankası önünde alemdağ, ziraat mahallesi muhtarlığını görünür... birden donar zaman... bir türlü bu iki kelime grubunu bir yere oturtamazsınız. birden çantanızdan not defterinizi çıkartır. 6 ay önceki notlar bulunur ve anlarsınız :)... muhtarlığın adresinin bir kenarına sokak ismi iliştirseniz bir adres çıkacaktır.. yani bir dosta yakınsınızdır... bir cep telefonu numarası tuşlama, belki bir bardak çay ısmarlama telaşına düşersiniz... ama azar işitmek vardır, tırsarsınız :)... kimseyi bağlamayacak bir geleceğe ertelenir bu faliyet ......... hem, daha bir sürü iş vardır... karşıdaki çıkmaz sokağa bakar, yürürsünüz...

-projecilerle görüşmek için iyi yerdir Kızılay... ama illa randevu şarttır elbet... ve olmaz...

-kızılay'dasınızdır, ahmet abi aranır, başbakanlık'ta, sohbet edilir... yemek yenilir... siyaset konuşulur... eee ankara'dasınızdır ve siyasetsiz yemek olmaz elbet...

-Başka bir projeci ile 17.00 ye randevulaşır... ve TCDD genel müdürlüğünde bir başka abimiz ziyarete gidilmeye çalışılır... bu sırada onlarca kez otobüs durağı ve adres sorulur... çok şükür burası ankaradır ve tarif kolaydır. yinede bol bol yürünür...

- TCDD li abimiz, yurt dışındadır... dönülür...

- 17.00 de proje konuşulur... dünyanız değişir.... bu sırada iller bankasına gitmek gereklidir ama iyi haber telefon ile gelir...

- güneş batar...

-Eve gitmeden önce güven park'ta çiçekçilere uğranır, kuzen ve ev arkadaşı için çiçek alınır... milli kütüphane'nin önünden emek 75. sokağa kadar uzun uzun yürünür...

artık yorunulmuştur...

-Eve gelinir... çiçekler kızlara verilir... biri nergiz sever, diğeri papatya...

mutlu edilir... mutlu olunur...

24 Ocak 2010 Pazar

aslında ...T ve D... hiç bir araya gelmez

müzik - grup ayna - seninle ben (hicran) | izlesene.com

Bu şarkı çok çok değer verdiğim bir dostumun, sevdiği bir Ayna şarkısıydı... zaten kendiside bir Ayna hayranıydı...

Hayatım boyunca tanıdığım en değerli, zeki, çalışkan, ince fikirli ve mutluluk kaynağı insanlardan birisiydi. Bir bayandı. Bayan olduğu söylemem önemli, zira erkekler erkek arkadaşlarını bir yere koyarken onları bu sıfatlarla donatmıyorlar. ve erkekler bir bayana bu sıfatları reva gördüğünde adeta bir camın yanına kadar sokulmuş, elini yansımasına siper etmiş, içeri bakan biri gibi değer biçerken buluyor kendini...

ben ona değer biçtiğimde uzaktaydı O. Ankara daydı.
yıllar yılı durmaksızın geçtiğim, bir molayı bile çok gördüğüm Ankara, bana ne çok insanlar ve dostlar getirdi, ben bile inanamıyorum. heleki son iki yılda... ilginç.
şimdi kimbilir nerde ve ne yapmakta.

ne kötü ki! bir beraberliği sonlandırırken ona bağlı herşeyi de yoketmek zorunda kalabiliyorsunuz. bir dalı keserken, onunla beraber üzerindeki en nadide meyveleri, çiçekleri ve güzellikleride yok saymak zorundasınız. belkide hiç gerek yokken... en güzeli, o dalı hiç kesmemiş olmak olurdu ya! neyse.
Yoksa, ben yine abartıyor muyum? bu kısa tanış kalmışlık zaman dilimini.

vedalaşmamıza bir nebzede olsa komik bişeyler katmak istemiştim son mailleşmemizde... aslında ne acı...

''msn de 'td' harflerine bir atama yapmıştım... daha sonraları o atamayı unutmuş gitmişim.... ama yanışlıkla da olsa hiç çıkmadığını fark ettim... :))normalde bir dolu surat yanlışlıkla durmadan çıkar bilirsin... bu iki harf niye hiç ama hiç denk gelmiyor diye düşünmüştüm..... gelmiyor çünkü...
T ve D hiç bir araya gelmez...
yani mesela ...'yoğurtdan' diyemezsiniz....
'yoğurttan' dersiniz... bu tabi yoğurdun yada yoğurtçunun suçu değil :)....
bu,
''fıstıkçı şahap'' ın suçu ..yani sert ünsüzlerin benzeşmesi :)...
bekide senin isminizde ..TT olmalıydı ....''

herneyse....

sohbetin akışkan birşey olduğunu öğreten, seviyeli bay-bayan ilişkiler uzmanı, ince fikirli ve zeki dostum... sen bu satırları hiç bir zaman okuyamasanda... umarım sen ve ev arkadaşların çok iyisinizdir, ünserin çok sık üzmüyordur inşallah seni, matematiği hala çok seviyorsundur, umarım sana değer veren bir patronun olmuştur artık, belkide yeniden üniversiteli olmuşsundur-olmak istiyordun en son-, belkide... O, uygun kişi girmiştir hayatına ve mutluluğun katlanmıştır. imkansıza yakında olsa; kim bilir bir yerlerde bi zaman yine karşılaşılır...

sağlık ve esenlikle... Allah herşeyi gönlüne göre versin... (Amin)

17 Şubat 2009 Salı

Küçük Mutluluklar....

çok güzel bi hafta sonu geçirdim... niyeee...
çünkü dellendim ve..... çalış çalış para kazan ama harcayama diyip (sanki çok param varmış havası ile okur farklı noktalara çekilir) başka sebeplerde var elbet yarı memleketim niğdeme gidip geldim...veee bi de ankara faslı yaptım ..kısacası güzeldi...
ve sevgili okur birkez daha mutluluk peşinde koşası kocaman hedeflerimiz kadar küçücük hedeflerimizde de olduğunu görmüş bulunuyorum... :)
sadece sevdiklerinizin yanında olmak... mutlulukların en güzeli.... bi söz... bi bakış... bi gülümseme hiç birinin tarifi yok valla...
bak mesela ... şu şişeler varya... otursam yazsam üzerine bi dolu anı yazarım ''niğde gazozu'' bakmayın yerelleştirilmiş bi isim olduğuna nasıl olurda tüm Türkiyem içmez bunu bilmem, şiveps falan halt etmiş... taaaaa küçüklüğümden beridir vaz geçilmez lezzetimdir... hemde çok daha doğalmış... ne zaman gitsem içerim...eee ee bu kezde ıskalamadım :) şişesini falan değiştirdiler ama lezzeti aynı ..daha ilk yudumda yaz tatiline giripde yaylaya çıktığımız günler aklıma gelir..... bide hep bulamamakdan galiba bu sevgi ...










sonra dönüş yolu var...yandaki resim de şerefli koçhisarın oralardan (aksaray) çekilmiş bi resim ..yağmurlu bir gökyüzü .... normalde çok güzel bi manzara idi... ve muhtemelen daha profosyenel makine ile harikalar yarata bilirdim ama ... üst düzey acemiliğime verin ....ilk iş bi kursa gitmek olacak kafayı fena takdım bu işe fotoğraf işine...:) şimdi profesyonel fotoğrafcının biri okuyup, bu cümleyi şöyle diyecek ...
-Al işte bi fotoğraf meraklısı daha ...yavv bu işi ne kolay sanıyorlar ..
..
eeee..ee oda haklı ne diyim şimdi...


ankarada geçirdiğim olağan üstü 4-5 saatten sonra ... istanbula geldim ki ...aa oda neee balkondaki saksıda kış uykusundan uyanmmış sümbülüm açmış :)... hani bi çiçeğin kokusu nasıl tarif edilbilir bilmiyroum ama... şu anda odama aldım ve 10 m² lik bir odayı kokusu ile dolduruyor ... bakıp bakıp kokluyorum ... bulursanız hemen alın ne diyim... bu zambakgiller hep böyle güzel kokar zaten... tam vakti

bi de çetrefilli işim... ebru var :P..su üstüne resimler.... bakmayın adı kolay ..tafiri kolay....onların fotoğraflarını koymadım çünkü gıcık alıyom artık onlardan nerdeyse......
bak okurcan...yavvv bi boyayı ezmek 3 saat .... 20 gün onun kıvamının tutması.... bi o kadarda özleşmesi.. :/... tam bi zulm valla ama napak uğraşıyoz ..bide güzel bi şeyler ürete bilecek kadar olaydım....




ve son resim ...annacuğumun ördüğü post modern bir fototğrf makinesi kabı :P.... böyle şeyleri seviyom napim.... nesne-insan bağı denen bişey var bence(herkesce) ...mesela anadoluda insan evini niye daha çok sever çünkü kendi el emeği karışmıştır harcına ..tuğlasınada ondan... onun gibi biz nesneleri ..evimizi..giysimizi ne kadar kişiselleştirirsek o denli bağımız artar hayatımıza diyerek her nesneye kişisel bağlar yüklemeye çalışıyom .... kabın örülmesi isteği bana ait :) ama bunun rengi siyah falan olaydı daha iyi olurdu ya neyse ...bunada şükür... başka ip yokmuş ...
..

bi erkek olarak hayatımdan light kesitler bunlar :).... galiba maça gidip bağırıp çağırmayı da seviyorum böyle ıvır zıvır incelikleride .... eee .napak... kim bilir bi haftasonu mutluğu ne zaman gelecek :S... hatta gelecek mi :S.... aman neyse işte ...durum budur.... okurcan......